9 Eylül 2009 Çarşamba

İYİ Kİ DOĞDUN GÜLYÜZLÜM... İYİ Kİ VARSIN PUFURCUĞUM...

Canım,
Harika bir yaşa giriyorsun bu gün...
Harika geçsin her günün...
Beklediğin "her şey" gelsin...
Sağlığın, bolluğun, şansın daim olsun...
Artsın eksilmesin,
Taşsın dökülmesin,
Güzel yüzün hep gülsün...
Sevdiğin hayırlısıyla gelsin evine...
AŞK OLSUN, AŞKLA DOLSUN YUVAN
Bir de ben yanında olayım, yakınlarında olayım....

İYİ Kİ DOĞDUN...
iYİ Kİ VARSIN...
DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN CANIM YAVRUM...

5 Eylül 2009 Cumartesi

AYDINLANMA SAVAŞI / JED MCKENNA

"Okyanustan bir kavanoz su alın ve üstüne bir kapak örtün,dedim. "Onun ayrık halini inceleyin. O kavanozda okyanusu görebilir misiniz? Dalgaları ve akımları görebilir misiniz? Suyu okyanusa geri döktüğünüzde, bütünleşmiş haline geri döner. Geçici varlık kaybolur."
"Varlık mı?" diye sordu Ronald.
"Onu kavanoza alarak yeni bir varlık yaratmış olursunuz, bir alt-okyanus. Elbette sonsuzluğu bölmek mümkün değildir ama gelin de bunu yeni oluşturduğunuz varlığa anlatın. Bu varlık onu içinden aldığınız okyanusun bütün niteliklerine sahiptir ( tıpkı alabileceğiniz her örnek gibi) ama okyanuskenki haline pek benzemez. Bağımsız bir varlığı vardır ama onu geri döktüğünüz anda kusursuz bir biçimde bütünleşmiş haline geri döner. Geri döktüğünüz zaman alt-okyanus varlığı nereye gider? Eskiden olduğu yere; her yere ve hiçbir yere. Siz onu kavanoza almadan önce yoktu ama onu siz yaratmadınız. Siz onu geri döktükten sonra varlığı sona erdi ama onu siz yok etmediniz. Öyleyse siz onu kavanoza alıp ayırdığınızda doğan neydi? onu yeniden bütünlüğüne kavuşturduğunuzda ölen neydi?
Zaman algımız bazı şeylerin kalıcı, bazı şeylerin geçici olduğunu düşünmemize yol açar; oysa bu dinamik varoluş okyanusunda her şey devamlı hayat bulup yok olmaktadır, tıpkı kavanozdaki su gibi, tıpkı aklınıza gelebilecek her şey gibi- bir sinek, bir dağ, bir gezegen, bie insan- her şey akışkandır, her şey meydana gelir ve yok olur. Bir kıvılcım bir saniye içinde doğup ölürken, güneş sonsuza dek varolacakmış gibidir ama zaman algımız belirli bir yönde değişseydi, o kıvılcım da güneş gibi sonsuza dek varolacakmış gibi gelebilirdi. Diğer yönde değişseydi, güneşin de kıvılcım gibi bir anda varolup yok olduğunu görebilirdiniz. Hangisi doğru? İkisi de mi? Hiçbiri mi? Aynı şeyi uzam algısı için de söyleyebiliriz. Bir yönden baktığınızda güneş kıvılcım büyüklüğündedir, diğer yönden baktığınızda kıvılcım tüm evreni dolduracak kadar büyüktür.
Ben bundan yüz yıl önce burada değildim ve bundan yüz yıl sonra burada olmayacağım, hayattan geçip gidiyorum. Bir kavanoza alındım ve çok yakında okyanusa geri döküleceğim, öyleyse benim gerçeğim ne?
..........................................................................
Egoistçe taleplerde bulunmaktan vazgeçip, parçası olduğun bu evrende rahatlayabilirsin; güven, teslim ol, serbest bırak. Sen duymasan da devamlı tik-tak eden bir saat var ve sen kaç tik-takın kaldığını bilmiyorsun. Kulak kabart. Oyun oynanıyor, sen oynasan da, oynamasan da"




Tatilde elimden bırakamadığım kitaptan bir küçük pasaj aldım. Keyifli aylar, keyifli oyunlar olsun. Mutlu bir Eylül ayı geçirmemiz dileğiyle....

25 Temmuz 2009 Cumartesi

Çöp Kamyonu Kanunu...


Bugün kızımın evindeyim. Dün gece ona konuk geldim ve pazartesiye kadar onda olacağım. o benim en iyi dostlarımdan biridir. Kitap okuruz, film izleriz, sohbet ederiz ve birlikte çok eğleniriz. Yarın gece de radyo yayınına konuk olacağım inşallah. Biz onun klimalı kutup odasında oturmuş sohbet ediyorken telefon çaldı. Kızım açtı ve konuşmaya başladı. Arayan kişi benim bir arkadaşımmış meğer ama onunla konuşmak için aramış. Ama sürekli o konuşuyor ve benim duyduğum sesler, kızımdan gelen hı-hıı...eveeet...hı-hıııı sesleri... Allah Allaaah ne oluyor diye merak ettim  ve orada olduğumu öğrenince o da benimle konuşmak istedi.  Arkadaşım , son zamanlarda ona gelen ve ona sürekli mızmızlanan insanlardan yakındı belki onbeş dakika kadar mütemadiyen anlattı, anlattı ve şu sözlerle bitirdi yakınmalarını;

-"Ama Bilge'ciğim bu insanların anlattıkları insanları ben tanımıyorum bile..!!!"

Bir daha Allah Allaah yani senin anlattıklarını da ben tanımıyorum ki arkadaşım diyemedim bile... hızını aldı ve kapattı. Biz kızımla birbirmize bakıp başladık gülmeye... ve aklıma son zamanlarda okuduğum bir ileti geldi. Kızımla paylaştık ve bloguma almanın çok uygun olacağını düşündük. Günün anlam ve ehemmiyeti üzerine...

Sn. Sedat Kumova'nın iletisidir.

"Bir gün bir taksiye atladım ve havaalanından hareket ettik. Sağ şeritte yol alırken siyah bir araba park ettiği yerden aniden yola, önümüze çıktı. Taksi şoförü sert bir şekilde frene bastı, kaydı ve diğer arabaya çarpmaktan milim farkıyla kurtuldu. 

Diğer arabanın sürücüsü camdan başını çıkartıp bağırmaya ve küfretmeye başladı. 
Taksi şoförü ona gülümsedi ve içten bir şekilde el salladı. Ve gerçekten çok arkadaşçaydı. 

Sordum:

-'Neden bunu yaptığınız? Adam neredeyse arabanızı mahvedip ikimizi de hastaneye gönderecekti.' 

Taksi şoförü bana, simdi 'Çöp Kamyonu Kanunu' dediğim şeyi öğretti. 

Şoför -pek çok insanin çöp kamyonu gibi olduğunu açıkladı. Her tarafta çöp dolu olarak dolaşıyorlar; kızgınlık, öfke ve hayal kırıklığı dolular. Çöpleri biriktikçe onu bırakacak bir yere ihtiyaç duyuyorlar ve bazen sizin üzerinize bırakabilirler. Kişisel almayın. Sadece gülümseyin, onlar için iyi şeyler temenni edin ve yolunuza devam edin. Onların çöpünü alıp işyerinize, evinize veya sokaktaki diğer insanlara dağıtmayın. 

İşin ana fikri şu ki, başarılı insanlar çöp kamyonlarının günlerini mahvetmesine ve ellerine geçirmesine izin vermezler. Hayat sabahları pişmanlıklarla uyanmak için çok kısa, dolayısıyla 'size iyi davranan insanları sevin, iyi davranmayanlar için dua edin.' 

Hayat %10 onunla ne yaptığınız, %90 onu nasıl alıp karşıladığınızdır. 

19 Temmuz 2009 Pazar


Şimdilerde İzmir'li olan sevgili pembiş kızım bulduğu nefis bir yaşam öyküsünü tarzıma uygun olduğunu düşünerek benimle paylaştı ve bayıldığım bu güzel yaşanmışlığı bloguma aldım. Sevmek, paylaşmak, yardımlaşmak üzerine... insan olmanın erdemleri üzerine ... dünyamızın daha yaşanılabilir olması üzerine....
Pretty'e sevgilerimle.....

Geçen yuzyilin sonunda Baltimore'lu bir delikanli kendine yepyeni bir yasam kurmak uzere New York'a gidiyordu. Yaşlı bir aile dostu ona:

-" Yasamini kazanmak icin ne yapacaksin." diye sordu.
-" Ben her isi yapabilen kisilerden degilim. Sabun ve mum yapmaktan baska bir sey gelmez elimden." diye yanıt verdi.

Yasli adam ona bir ögütte bulundu:
-" Iyi calismak kosuluyla başarılı olabilirsin." dedi ve gencin elini
sıkarken ekledi:
-" Tanri ile ortakmissin gibi çalış ve kazancinin onda birini onun payı
olarak ayir. Göreceksin, o zaman işin her zaman iyi gidecek." dedi.

Genc adam, kisa bir sure sonra Manhattan Sabun Fabrika'nin yoneticisi oldu. Iki yil sonra da, kendi işini kurdu. Adamin öğüdünü hicbir zaman unutmamıstı. Kazanının onda birini ayiriyor, yardim kuruluslarina bağıslıyordu. Işini giderek gelistirdikce kazancinin onda birlik payini, onda ikiye yukseltti. Daha sonra karının yarısını bu iş icin ayirdi. Genc adamin basarisi, iylikseverligi oraninda artiyordu.

Sabun ureticisi "genc adam", sabun krali olarak taninabilecek düzeye
geldikten bir sure sonra öldü. Fakat onun işindeki "giz" , önce öykü olarak, daha sonralari ise, bir
anı olarak uzun yillar canlı kaldı. İhtiyar bir dostun öğüdüne uyarak, işine Tanri'yla ortak olan bu adamın adı, William Colgate'ti.

Amerikan Yardimseverler Derneği'nin başkanligini da yapan Colgate'in ünü ve hikayesi bugun; dünya capinda bir sabun ve dis macunu firmasindan baska, Amerika'nin onde gelen universitelerinden birinde, Colgate Universitesi'nde de devam etmektedir..

18 Temmuz 2009 Cumartesi